Cuma Selamlığı

Cuma gününün şerefiyle şereflenmek, onun bereketiyle mübarek kılınmak, onun misk gibi kokusunu sürünmek, onun hayranlık verici aydınlığında yürümek elbette sadece ona ehil olanlara has bir imtiyazdır. Bu imtiyaza erme imkânı ilk olarak Yahudilere arz edilmişti de onlar bunu tereddütsüz reddetmişti. Bu aşamadan sonra onların derece derece Enbiyadan olan zevatı öldürmeye varan melunluğa düşmeleri boşuna değil. Cuma gününü Pazar kılmakla Türklerin de şereflerinden neler kaybettiklerini ve böyle giderse neler daha kaybedeceklerini dikkatlere arz etmeli. Bugün itibariyle biz Türkler Cuma gününün manevi zevkinden mahrum bir hâldeyiz. Cuma namazı için toplandığımızda onu üzerimizden düşülmesi gereken bir mesuliyet yükünden öte göremiyoruz. Çünkü Cuma’nın cemaliyle yoğrulmuş bir zevk terbiyesinden geçmeden otuzu kırkı görüyoruz. ………………………………………………………………..

Her kesin kendine has Cuması olamalı. Cumasını başlatamayan.

Ebu Musa El-Eş’arî’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:

“Şüphesiz Allah, kıyamet gününde günleri kendi hâlleri üzere diriltir. Cuma günü ise parlak ve nur saçan bir halde diriltilir. Onun ehli onu kuşatır; tıpkı gelinin değerli sahibine götürülmesi gibi… O, onlara ışık saçar; onlar onun nurunda yürürler. Yüzleri kar gibi bembeyazdır, kokuları misk gibi yayılır. Onlar kâfur dağları arasında dolaşırlar. İnsler ve cinler onlara hayranlıkla bakar, başlarını eğip onlara bakmaktan kendilerini alamazlar. Sonunda onlar cennete girerler. Onların arasına sadece Allah rızasını gözeterek ezan okuyan müezzinler katılır.” [Kaynak: İbn-i Huzeyme, Sahih (1/182/1); Hâkim (1/277)]

Ehl-i Cuma olma imtiyazına ermenin şerefini ifade etmek için başka söze hacet var mı? Cuma gününün ehli olmanın